GÖRMEYİ ÖĞRENMEK; AZ GÖREN EĞİTİMİ

Kör kabul edilen insanların %80'i Az Görenler'den oluşmakta

Yasal olarak “Kör” kabul edilen insanların %80’ini “Az Gören” bireyler oluşturuyor.   Bu dilim içerisinde bulunan ve düşük ışık algısına sahip “Az gören” çocuklar, erken müdahale eğitimi sayesinde kendi kapasitelerini sonuna kadar kullanarak görmeyi öğreniyorlar. Eğitimler sonunda “az gören” çocuklar, farklı disiplinlerdeki  eğitim uzmanlarından aldıkları “erken müdahale eğitimi” sayesinde, beyaz bastona ihtiyaç duymadan, yürürken başka bir kişinin koluna girmek zorunda olmadan, fiziksel bir destek ya da yönlendirme olmadan bağımsız olarak hareket edebilme özgürlüğü kazanmakta,  dahası bu çocuklar, “görmeyi öğrenerek” paten kayabilmekte, bisiklete binmekte, resim yapabilmekte, toplu taşıma araçlarını kimseye ihtiyaç duymadan kullanabilmekte ve normal alfabeyle okuyup yazabilecek duruma gelebilmektedirler.

AZ GÖRENLER

“Az Gören” eğitimi gelişmiş ülkelerde 100 yıla yakın geçmişiyle kendi tanımlarını ve disiplinini oluşturmuş, gelişip yenilenerek günümüzde “az gören” bireylerin görme temelli bağımsız yaşam kurabilmesini mümkün kılmıştır. Ülkemizde son 15 yılda konuya dair akademik ve eğitsel çalışmalar yürütülmeye, düzenli eğitim alan bireylerde olumlu geri dönütler alınmaya başlanmıştır. Bireysel eğitim danışmanlığımız, gerçekleştirdiği eğitim projeleri ve kurumsal işbirlikleri ile ülkemizde “az gören eğitimi” alanında farkındalık oluşturma ve eğitsel uygulamalara öncülük etmeye devam etmektedir.

Kör ve Az Gören Tanımı

Görme engelliler; “körler” ve “az görenler” olarak sınıflanır. Yaygın kabul gören iki farklı tanımı vardır. Bunlardan biri yasal, diğeri eğitsel tanımdır. Yasal tanım tıp alanında çalışanlarca ve sosyal güvenlik kurumlarınca benimsenirken, eğitsel tanım görme engelliler için eğitim-öğretim düzenlemelerinin planlanması amacıyla kullanılır.

Yasal Olarak Kör ve Az Gören Tanımı

Gerekli tüm düzeltmelerden sonra iyi gören gözündeki görme keskinliği 20/200  ya da daha  az ve görme alanı 20 dereceden az olan kişilere “kör”, görme keskinliği 20/70 ile 20/200 arasında olan kişilere “az gören” denilmektedir.

Eğitsel Olarak “Kör” Tanımı;

Eğitsel açıdan kör, görme duyusunun dışındaki duyu organlarıyla (dokunma, işitme ve koku) öğrenmeyi gerçekleştiren kişidir.

Eğitsel Olarak “Az Gören” Tanımı

Var olan görme kaybına rağmen işlevsel görme çalışmaları ya da yardımcı optik ve teknolojik destek araçları ile görme duyusunu öğrenme amaçlı kullanabilen ya da kullanabilme potansiyelini taşıyan bireylere “az gören” denir.

Hukuken kör kabul edilen insanların çoğu eğitsel anlamda “az gören” dir(ortalama %80’i).

Genel görme kaybı sebepleri:

Ülkemizin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı dikkate alındığında akraba evliliğinin yüksek oranda olması, kalıtsal göz hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca prematüre doğumlar, enfeksiyon hastalıkları, zehirlenmeler, tümörler ve kazalar da görme kaybının nedenleri arasındadır. Günümüzde özellikle erken çocukluk döneminde karşılaştığımız göz problemleri kaygı uyandıracak boyutta artış göstermektedir.

Retinal hastalıklar, prematüre körlük (prematüre görme kaybı), amblyopia  (ambliyopi), albinizm (albino), katarakt, glakoma (glokom), retinitispigmentosa (tavukkarası), stargardt hastalığı, makuladejenerasyonu, leber sendromu, retina dekolmanı, prematüre retinopatisi (ROP) en yaygın görme kaybı sebeplerindendir.

Gelişmiş ülkelerde ileri yaşta her altı kişiden birinde yaşa bağlı körlük olup, gelişmekte olan ülkelerde ise çocukluk çağı körlükleri ön sıralarda yer almaktadır. Dünya üzerinde her 5 körlükten birinin tedavi edilebilir olduğu Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilmiş ve bu doğrultuda çalışmalar başlatılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü,2019 yılına kadar önlenebilir görme bozukluğunun yaygınlığını% 25 oranında azaltmaya yönelik küresel bir hedef koyarak uluslar arası alanda farkındalık çalışmalarını çeşitli etkinliklerle sürdürmektedir.

Türkiye’de ve Dünyada  Sayısal Veriler

Dünya genelinde yaklaşık 285 milyon insanın görme engelli olduğu varsayılıyor. Bu sayının 39 milyonu “kör”, 246 milyonu ise “az gören”dir.

Dünya Sağlık Örgütü “Ülkemizde 8,5 milyon engelli vatandaşımız olduğunu varsayarak, görme engellilik oranını % 0,4 den fazla olarak vermektedir. Son nüfüs sayımı sonrasında 15 yaş altındaki nüfusun genel nüfusa oranı %30 olarak verilmiştir. Bu hesapla 70 milyon bireyin 21 milyonu 15 yaşın altındadır. Bu verilere göre 78 bin çocuk görme engellidir (TÜİK 2002 verilerine göre).

Gelişmiş Ülkerlerde bu sorun Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının çalışmaları ile çözülmüştür ve her görme engelli çocuk kayıt altına alınmıştır.

Bu sonuç göstermektedir ki konuyla ilgili kurum ve kuruluşların iş birliği içerisinde çözüme yönelik adımlar atması gerekmektedir. Bu konuda atılacak her adımın mükâfatı sosyal, özgüvenli, kendine yetebilen, bağımsız, üretime katılabilen görme engelli bireyler olacaktır.

“Az gören” rehabilitasyonunda en önemli etken “erken tanı” ve “erken müdahaledir.”

Az Gören Eğitimi ve İçeriği

“Az gören” eğitiminin amacı işlevsel görme çalışmaları ile görme kalıntısına sahip olan ve tıbben “görme engelli ya da kör” kabul edilen bireylere “görmeyi” öğretmektir. Böylece çocukların toplumsal hayata ve normal eğitim sürecine uyumunun sağlanması ve yaşamlarını bağımsız bir birey olarak sürdürmesi desteklenmektedir.

Görme kalıntısı olan çocuklarda 0-6 yaş arasında uygulanan erken müdahale eğitimi, görmenin işlevsel hale getirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bu süreçte doğumdan itibaren ailelerin psikolojik ve eğitsel olarak desteklenmesi de çocukların eğitimlerinde aktif rol oynamaktadır.

“Az Gören Eğitimi”nde, bireyin sadece tıbbi veya akademik gelişimini değil tüm gelişim alanlarına yönelik duyular arası çalışmalar yürütülmelidir. Bu nedenle çalışmalar farklı disiplinlerden oluşan uzmanlar tarafından yürütülmektedir.

Tıbben total kör olarak tanılanmış olmasına rağmen görme kalıntısına sahip bireylerin yoğunlaştırılmış görsel rehabilitasyon ile; uyumsuz ve hatalı görme yada baskılama davranışlarının yerine; fonksiyonel görme, ışık ve kontrast faktörleri, çalışma mesafeleri, optik araç-gereçlerle oryantasyon gibi alanlarda, çocuğun tüm gelişimini göz önünde bulundurarak görsel fonksiyonda etkinlik geliştirme ve işlevsel görme programları çerçevesinde, çocukların yeteneklerini tam performansla kullanabilmeleri hedeflenmektedir.

“Az gören” çocuklar erken müdahale eğitimi sayesinde kendi kapasitelerini sonuna kadar kullanarak görmeyi öğreniyorlar. Eğitimler sonunda “az gören” çocuklar, farklı disiplinlerdeki  eğitim uzmanlarından aldıkları “erken müdahale eğitimi” sayesinde, beyaz bastona ihtiyaç duymadan, yürürken başka bir kişinin koluna girmek zorunda olmadan, fiziksel bir destek ya da yönlendirme olmadan bağımsız olarak hareket edebilme özgürlüğü kazanmakta,  dahası bu çocuklar, “görmeyi öğrenerek” paten kayabilmekte, bisiklete binebilmekte, resim yapabilmekte, toplu taşıma araçlarını kimseye ihtiyaç duymadan kullanabilmekte ve normal alfabeyle okuyup yazabilecek duruma gelebilmektedirler.

Bu nedenler ve istatistikler bize Türkiye’de “az gören” kavramının disiplinler arası yaklaşımlarla değerlendirilip, acil önlemler alınması gerektiğini göstermektedir.

Bu toplumsal gerçekten ve ihtiyaçtan yola çıkarak; görme yeteneğinin fonksiyonel kullanımı amacıyla, eğitsel değerlendirmeler ve uyarlamalarla, “az gören” bireyin; tüm bedenini koordine edebilmesi, reflekslerini ve beden hareketlerini hızlandırabilmesi, günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilmesi gibi yaşamsal konularda görsel rehabilitasyon uygulamaları yürütülmelidir.

Göz hastalıklarının çeşitliliği ile işleve bağlı fonksiyonel görme her vakada ayrı yorumlanabilir. Bu nedenle her çocuk için işlevsel görme değerlendirilmesi yapılarak bireysel eğitim programı hazırlanmalı ve çocuğa özel uygulamalar sürdürülmelidir.

“Az Görenler”de Erken Tanı, Gelişim Süreçleri ve İhtiyaçlar

0-6 yaş dönemi, çocuğun gelişiminin en hızlı ve en kritik olduğu yıllardır. Çocuklar, gelişim özellikleri açısından, yetişkinlerden farklı, çabuk öğrenen, uyarıcılara açık, kendilerine özgü varlıklardır. 0-6 yaş dönemini kapsayan bu yıllara “erken çocukluk dönemi” adı verilmektedir.

Hızlı gelişim süreci olarak çok önemli olan bu dönemde, yapılandırılmış zengin eğitim ortamları, onların ilerleyen yaşlarda gösterecekleri zihinsel, sosyal, bedensel ve eğitsel performanslarının göstergesidir İyi düzenlenmiş bir ortamda, iyi planlanmış, kaliteli eğitim almaları çocukların gelişimi açısından son derece önemlidir.

Yapılan araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların büyük bir kısmının yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını biçimlendirdiğini göstermektedir. Bu açıdan da erken çocukluk eğitimi çocuğun ilerideki yaşamını etkileyecek önemli bir süreçtir.

İnsanların dış dünyadan aldıkları bilgilerin %85’ini görme kanalıyla aldığı tahmin edilmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak “az gören” çocukların erken tanılanması ve müdahale edilmesi kritik olan bu dönemin en az zararla atlatılması için son derece önemlidir.

Gelişimin çok hızlı olduğu bu dönemde karşılaşılan görme yetersizliği çocuğun gelişim hızını yavaşlatacak ve öğrenme becerileri kazanmasını zorlaştıracaktır.

Pek çok kas becerisi, hareketi yapan kişinin izlenmesi ve taklit edilmesi yoluyla öğrenilmektedir. Gören çocuklar altı ay içerisinde görme duyularını kullanarak çevre ile ilgili bilgiler edinir. Görme duyusu küçük çocuğa dünyayı bütünleştirmiş bir biçimde sunar. Çocuğa yakın çevresi dışındaki nesneler ve kişiler hakkında da bilgi sağlar.

Bilişsel gelişim, duyuların kullanılmasını gerektirir. Zihinde bulunan her şey ilk olarak duyular aracılığıyla algılanır. Duyular aracılığıyla edinilen bilgiler insanlar ve nesneler hakkında kavramların oluşmasını sağlar. Normal gelişen bir çocukta doğal gelişim ve yeterlilikleri düşündüğümüzde, “az gören” çocuklarımızın da akranları gibi yaşlarına uygun gelişimlerini tamamlayıp, çevrelerine tepki veren, yönerge alan, bağımsız hareket edebilen, gruba katılan, öğrenme becerilerini gerçekleştirebilen çocuklar durumuna gelebilmeleri için özel eğitim yöntemlerine gerek vardır.

Eğitsel Yaklaşımlar

Çocuğunuzun görme derecesi tıbben kör olarak tanılanmış olmasına rağmen;

  • Işığa tepki gösterdiğini
  • Herhangi bir nesneyi başıyla takip ettiğini,
  • Herhangi bir nesneye doğru yönelebildiğini gözlemliyorsanız;

Çocuğunuz kör değil “az gören” olabilir.

Yeni doğan bebeklerde gözün fiziksel yapısındaki farklılıklar, görsel uyaranlara tepkisizlik, ebeveynle göz kontağı kurmama, çevre ile iletişimini daha çok dokunma ve işitme yoluyla kurma gibi davranışlar görme yetersizliğine işaret edebilir. Aynı zamanda ilerleyen yaşlarda gözlenen bazı davranışlar da görme yetersizliği belirtileri olabilir. Örneğin, gözlerini kısarak bakma, TV’yi çok yakın seyretme, gözlerini ovma veya kırpma, cisimleri yüzüne yaklaştırarak bakma, geceleyin veya hafif karanlıkta çarpma veya düşme, işaret ettiğiniz cisimleri görememe ve eşyalara çarpma gibi.

Bu davranışlardan bazılarını çocuğunuzda gözlemliyorsanız, vakit kaybetmeden göz doktoruna başvurulmalıdır. Ayrıca eğitsel değerlendirme yaptırılarak rehabilitasyon süreci başlatılmalıdır.

İşletsel Görme Değerlendirmesi ve Eğitimi

İşlevsel Görme Değerlendirmesinde Uygulanan Testler

İşlevsel görme değerlendirmesi, sahip olunan görme kalıntısının ne kadar kullanılabildiğini, görme eğitimi ile gelişime ne kadar açık olduğunu, görme biçimini ve bireyin bunu kullanmaya ne denli yatkın olduğunu, görmenin  bilişsel ve bedensel becerileri ile mevcut ilişkisine dair yapılan ayrıntılı eğitsel bir değerlendirmedir. Tıbben aynı oranda görme kalıntısına sahip bireylerin birbirlerinden oldukça farklı düzeylerde görmeyi kullanabilme performansına sahip olmaları doğaldır. Bedensel, bilişsel ve kişiliğe bağlı birçok faktör görme performansını doğrudan etkiler. Eğitsel görme değerlendirmesi, doğru eğitim planı yapılabilmesi için bireyin bütün gelişim alanlarını ilişkilendirerek ihtiyaçlar üzerine analitik çıkarımlar yapmayı gerektiren, herbiri farklı gelişim alanlarında uzmanlaşmış bir değerlendirme ekibi ile uygulanır.

  • IŞIK ALGISI TESTİ
  • BEDENSEL-KİNESTETİK TEST
  • ÖZEL HAZIRLANMIŞ VE UYARLANMIŞ RENK VE ŞEKİL TESTLERİ
  • ODAKLANMA VE İZLEME TESTLERİ
  • DERİNLİK ALGILAMA TESTLERİ
  • YAKIN VE UZAK GÖRME TESTLERİ
  • GÖRME ALANI TESTLERİ
İşlevsel Görme Değerlendirmesi Sonucunda Eğitim Programı ve Hedefleri Belirleme
  • Çocuğun bireysel özellikleri göz önünde bulundurularak akademik, sosyal ve bedensel alanlarda hedefler belirlenir ve çalışma planı yapılır.
  • Planlanan eğitim süreci, çocuğun tüm gelişim alanlarına hizmet eden bir eğitim programıdır. Program, multidisipliner yaklaşımlarla, uzman kişiler tarafından sürdürülen sistemli bir uygulamadır.
  • Özellikle 0-2 yaşta aile, eğitime bire bir dâhil edilir. Çocuk için planlanan eğitim programı eş zamanlı olarak aile ile birlikte yürütülür.
  • Çocuktaki gelişmeler ölçü araçları ile takip edilerek, periyodik aralıklarla değerlendirmeler yapılır. Gelişmeler kayıt altına alınır. Aynı aralıklarla aile ile paylaşılır. Olumlu gelişmeler aileye mutlaka aktarılıp onların motivasyonu sağlanır.
  • Erken yaştan itibaren çocuğun göz kaslarını çalıştırmaya yönelik yapılan çalışmalar, çocuğun ilgisini çekecek etkinliklerle eğlenceli hale getirilir. Farklı yöntemler kullanılarak süreç zevkli ve istekli hale getirilir.
  • Bedensel olarak hızlı bir büyüme gösteren çocuk, bedeni ve algılarıyla koordinasyon içerisinde hareket edebilmelidir. Görme sınırlılığı olan çocuklarımızda estetik hareket ve koordinasyonun sağlanması için kinestetik spor egzersizlerine yer verilir.
  • Çocukların işlevsel görme fonksiyonlarını ön plana çıkararak, günlük yaşam aktivitelerinin hepsini görme duyusunu kullanarak yapması sağlanır.
  • Ailenin aşırı koruyucu davranışlardan uzaklaşmasını sağlamak, onları işlevsel görme becerileri konusunda uyarmak, güven kazandırarak motivasyonlarını arttırmak da rehabilitasyon sürecinin önemli bir parçasıdır.
0 Yorumlar

Yorum Gönder

Bu gönderiye dair yorumda mı bulunmak istiyorsunuz?
Aşağıdan yorumunuzu paylaşabilirsiniz, teşekkür ederiz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir